Dünyada organik tarım; tarımda ‘’yeşil devrim ‘’ hareketini başlatmıştır. Öncesinde; sentetik
kimyasallar, tarım ilaçları, mineral gübreler toprağa zarar vermiş ve verimliliği olumsuz anlamdaetkilemiştir. Topraktaki bu girdilerin hezeyanı ilk olarak gelişmiş ülkelerde fark edilmiş, neticesinde de konvansiyonel tarıma alternatif yöntemler aranmıştır.

Birçok değişim ve gelişimin ardından; tüm dünya ülkeleri, geleneksel ürünlerini organik olarak üretme adaptasyonu oluşturmuştur. Danimarka’da süt ürünleri, Arjantin’de et ve et ürünleri, Afrika ülkelerinde muz üretimi ilk organik gıdalar arasında gösterilmektedir.

Tüm bu ilerleyiş hızla artsa da, organik ürünler şimdilerde azınlık muamelesi görüyor. Henüz yerleşmiş bir kültür olmamakla beraber; marketlerde ve bazı tematik mağazalarda satılan bu ürünler, yeterli desteği görmediği için pahalı fiyatlara satılmaya devam ediyor. Aslında teknolojinin daha az kullanıldığı, zirai ilaçların hiç bulunmadığı, ürünün genetiği ile oynanmadığı bu doğal gıdaların, geleneksel tarımla üretilen gıdalara oranla daha pahalı olması bu destek yoksunluğundan kaynaklanmaktadır.

Pastoral bir yaşamın insanın zihnine, bedenine, sağlığına katkısı büyüktür. Tüm bu gerekçelere bağlı olarak, dikkat edilmesi gereken en önemli hususlar: etiket bilgisi, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının onayı ve son kullanma tarihidir. Çoğu zaman markette bulunan ürünler dış görünüşünden ayırt edilemeyebilir. O yüzden gerçek gösterge organik sertifikadır.Sertifikası yoksa ürün organikdeğildir.

Türkiye’nin de üyesi olduğu ve sağlıklı yaşamı destekleyen Dünya Sağlık Örgütü; doğanın bize sunduğu bu besin zincirinde, organik sertifikalı ürünler alan bilinçli tüketici gruplarını desteklemektedir.